• 0553 830 2424
Yöremizde eskiden bugün kullandığımız ay adları kullanılmıyordu. Eskiden kullanılan ay adları ve bugün kullanılan karşılıkları aşağıdaki gibidir.
01 - Zemheri : Ocak
02 - Gücük : Şubat
03 - Mart : Mart
04 - Abrul : Nisan
05 - Mayis : Mayıs
06 - Kiraz : Haziran
07 - Orah : Temmuz
08 - Meyram : Ağustos
09 - Güz : Eylül
10 - Gazel : Ekim
11 - Koç : Kasım
12 - Karakış : Aralık
Takvim; zamanı günlere, aylara ve yıllara bölme metodudur.
NOT: İnsanlar zamanı ölçerken, ölçü aracı olarak Güneşi ve Ay'ı kullanmışlardır.
AÇIKLAMA: Güneşi kullananlar dünyanın güneş etrafında bir tam dönüşünü esas almışlardır (365 gün 6 saat). Bu şekilde oluşturulan takvimlere GÜNEŞ TAKVİMİ diyoruz. Ay'ı kullananlar ise Ayın Dünya etrafında 12 kez dönmesini (12 x 29.5 =354) esas almışlardır. Bu şekilde oluşturulan takvimlere AY TAKVİMİ diyoruz.
NOT: Tarihte ilk GÜNEŞ TAKVİMİ'ni MISIRLILAR, ilk AY TAKVİMİ'ni SÜMERLER oluşturmuşlardır.
AÇIKLAMA: Her toplum kendi takvimini oluştururken kendileri için önemli saydıkları bir günü BAŞLANGIÇ olarak kullanmışlardır. Örnek: Romalılar Roma'nın kuruluşunu, Müslümanlar Hicreti, Hırıstiyanlar Hz.İsa'nın doğumunu gibi...
Türkler tarih sahnesine çıkışlarıyla birlikte kendileri için önem taşıyan tarihi olaylar ve günlerin tarihlerini belirleme ihtiyacı duymuşlardır. Yılın belirli günlerinde toplantılar yaptıkları ve devlet meselelerini görüştükleri yazılı kaynaklarda geçmektedir. Hayat tarzları gereği yaylaktan kışlağa, kışlaktan yaylağa göçte boylar ve boylar birliğine mensup insanların aynı anda harekete geçmeleri, toplum için birinci derecede önem taşıyan siyasi, iktisadi ve dini toplantıların günlerinin sabitleştirilmesi belirli bir tarih hesabının yapıldığını ve takvime bağlandığını düşündürmektedir. Asya Hunları'nın bütün kararların alındığı ve gündemi önceden belirli olan meseleleri yılın belirli günlerinde toplanan kurultaylarda görüşmeleri bu hususa açıklık getirmektedir. Bu toplantılar Hun hakanı Mo-tun döneminden başlamak üzere, devlet işleri ve dini törenlerle ilgili üç ayrı zamanda gerçekleştiriliyordu. Biri yılın ilk ayında, ileri gelen davetlilerle hükümdar sarayında yapılıyordu. Dini vasfı baskın görünen öteki toplantı Lung kalesinde, üçüncüsü ise, atların semişleştiği Sonbaharda Tailim'de yapılmaktaydı. Üçüncü toplantıda halkın ve hayvanların sayısı tespit ediliyordu.

Göktürk dönemine gelindiğinde artık milli kaynaklardan anlaşıldığı üzere, Türk kültür çevresinde takvim kullanılmaya başlanılmıştır. Türklerin zamanla geniş coğrafyalara yayılmaları ve çeşitli kültürlerle temasları farklı takvimler kullanmaya başladıklarını göstermektedir. Şüphesiz bunlardan ilkini on iki hayvanlı takvim oluşturmaktadır.
  1. 12 Hayvanlı Takvim: Türklerin kullandığı en eski takvimdir. Güneş yılı esaslıdır. Her yıla bir hayvan ismi verilir. 12 aydan oluşur. (Sıçan, sığır, pars, tavşan, ejderha, yılan, at, koyun, maymun, tavuk, köpek, domuz) Hunlar, Göktürkler, Uygurlar, Kırgızlar, Moğollar vs. tarafından kullanılmıştır. Başlangıcı yoktur. Bu takvimde yılın başı, 21 Mart'tır. Ancak Güneş Yılı ile Ay Yılı arasında 13 günlük bir fark bulunduğundan, 21 Mart tarihi, bazı topluluklarda Mart'ın 9'una, nadiren bazı topluluklarda 1 - 3 Nisan ve 21 Haziran'a tekâbül eden kutlamalara yol açmıştır.
  2. Hicri Takvim: Ay yılı esaslıdır. Hicret başlangıçlıdır;  Başlangıç olarak Hz. Muhammed'in Mekke'den Medine'ye hicret ettiği 622 yılını alır. İlk kez Hz. Ömer zamanında kullanılmaya başlanmıştır. Türkler, İslâmîyet'i kabul ettikten sonra bu takvimi kullanmaya başlamışlardır. Bugün Ramazan, kurban bayramı ve kandiller gibi dini günlerde bu takvimi kullanmaktayız.
  3. Celali Takvimi (Takvîm-i Melîkî): Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah'ın isteği ile Nizamülmülk tarafından Ömer Hayyam'ın başkanlığında bir komisyona hazırlatılmıştır. Büyük Selçuklu Devleti'nde Melikşah zamanında ayrıca Harzemşahlar ve Babürler tarafından da kullanılmıştır. Celâli takvim Melikşah'ın ölümünden sonra terk edilmiştir. Güneş yılı esaslıdır. İran kökenlidir. (1079)
  4. Rumi (Mali) Takvim: Güneş yılı esaslı bir takvimdir. Osmanlılarda IV. Mehmet zamanında kullanılmaya başlanmıştır. Sadece ekonomik alanda (maliye) kullanılmıştır. Tanzimat'la beraber resmileşerek yaygınlaşmıştır. Hicret başlangıçlıdır.
  5. Miladi Takvim: 1 Ocak 1926'dan itibaren kullanılmaya başlanmıştır. Güneş yılını esas alır. Mısırlılar bulmuş, Yunan ve Romalılar geliştirmiş, İyon ve Yunanlılar kanalıyla Batı'ya aktarılmıştır. Hz. İsa'nın doğumu (Milat – 0) başlangıç kabul edilmiştir. Romalılar Sezar zamanında JULYEN takvimi olarak düzenlemiş ve kullanmışlardır. Yeniçağda Papa XII.Gregor tarafından yeniden yapılan düzenlemelerle GREGORYAN TAKVİMİ olarak anılmıştır. Günümüzde ise Milat takvimi denilmektedir.
Türklerin bir de Ay-Güneş yılı vardır. Burada aylar Ay'ın hareketine göre, yıl ise Güneş'e göre hesaplanır. 1 yıl 12 aya bölünür. Bu aylar şöyledir:
  1. Aram
  2. İkindi (İkinci) Ay
  3. Üçünç Ay
  4. Törtinç Ay
  5. Beşinç Ay
  6. Altınç Ay
  7. Yitinç Ay
  8. Sekizinç Ay
  9. Tokuzınç Ay
  10. Onınç Ay
  11. Bir Yigirminç (On Birinci Ay)
  12. Çakşapat Ay

İslâmiyetin kabulünden sonra On İki Hayvanlı Türk Takvimi bir çok Türk devletinde kullanılmaya devam etmiş, ancak Hicrî-Kamerî Takvim kullanımı ağırlık kazanmıştır.

ONİKİ HAYVANLI TÜRK TAKVİMİ VE YILIN BAŞLANGICI

Güneş yılı esaslıdır. Her yıla bir hayvan ismi verilir. 12 aydan oluşur. Bu hayvanlar; sırasıyla sıçgan (sıçan), ud (sığır), bars (pars), tavışgan (tavşan), lu (ejderha), yılan (yılan), yunt (at), koy (koyun), bıçın (maymun), takuk:(tavuk), it (it )ve tonguz (domuz)'dur. Hunlar, Göktürkler, Uygurlar, Kırgızlar, Moğollar v.s. tarafından kullanılmıştır. Başlangıcı yoktur.

12 Hayvanlı Türk Takvimi'nin geçmişi, kabile yaşamı içinde çok eskilere gidiyor, totemik ve büyülü özellikler taşıyor. Takvim 12 yılda bir devrediyor. 12 yıla ayrı hayvan isimleri verilmiş. Bunların totemik semboller olduğu sanılıyor. Çünkü on iki boy var ve boyların totemleri de değişik hayvanlar. Totem kabile yaşamında bazı kutsal sayılan düzenlemeleri belirliyor. Kabilenin koruyucusu olarak kabul ediliyor. Totem hayvanı kabile üyeleri tarafından avlanamıyor, öldüremiyor, ancak kutsal törenlerde kurban ediliyor vb. Bu özellikler takvime büyülü ve kutsal nitelikler kazandırıyordu.

12 hayvan yılı, sırasıyla ve orijinal söylenişiyle şöyle: Sıçgan (sıçan), Ud (sığır), Bars (pars), Tavışgan (tavşan), Lu (ejderha), Yılan, Yond (at), Koy (koyun), Biçin (maymun), Taguk (tavuk), İt (köpek), Tonguz (domuz).

Takvim sadece bir zaman ölçütü işlevi görmüyor, aynı zamanda isminden gelen totemik özelliklerle de etkili oluyor. Her yıl adını aldığı hayvanın özelliklerine sahip. Bu özellikler o yıl olacak ve yaşanacak olayları belirliyor. Bu kadar değil, aynı zamanda her kişinin karakteri ve yaşamı, doğduğu yılın genel özelliklerine göre önceden belirleniyor, ki bunların kader anlayışının örnekleri olduğu söylenebilir.

Yıllara atfedilen özellikler incelendiğinde, doğrudan adını aldığı hayvanın özelliklerinden hareket edildiği görülüyor. Yorumlar bu yönüyle çok doğrudan ve doğal. Ancak aynı zamanda, kabile hiyerarşisine bağlı olarak hayvanlara atfedilen değerin de yorumlarda etkili olduğu belirtiliyor. Örneğin, İt yılında doğan bir kişi Karageyik yılında doğduğunu söylüyor. Böyle olunca herkes onun İt yılında doğduğunu anlıyor ama bu kural bozulmuyor. Benzer şekilde Domuz adı da söylenmiyor. Öteki hayvan isimleri söyleniyor. Bu anlayışlar takvimin kaynağında değil daha sonraki gelişmeler içinde ortaya çıkmış olabilir.

Zaman içinde 12'li düzen dünyayı oluşturduğuna inanılan dört temel öğe (toprak, ateş, rüzgar ve su) ve dört temel yönle ilişkilendiriliyor. Buna göre, doğu orman ve/veya toprakla, güney ateşle, batı rüzgarla ve kuzey su ile beraber anılıyor. Her yöne 3 hayvan düşüyor. Böylece yılların özellikleri, bu kaynaklardan gelen özelliklerle daha da ayrıntılandırılıyor.

HİCRİ TAKVİM

Hz. Peygamber (s.a.s)'in Mekke'den Medine'ye hicretini tarih başlangıcı olarak alan takvim. Hicrî Kamerî takvime İslâm takvimi de denir. Ayın yörüngesi üzerinde dönüşüne göre düzenlendiği için kamerî (ay) veya hicrî adı verilmiştir. Ay yani kamerî takvimi ilk olarak Bâbillilerin kullandığı bilinmektedir.

Müşrikler İslâm'dan önce Kusay b. Kilâb'a verdikleri önemden dolayı Onun ölümünü tarih başlangıcı olarak kabul etmişlerdir. Ancak Fil olayından sonra tarih başlangıcı olarak bu olay kabul edilmeye başlanmıştır. Taberî'de geçen, Peygamberimiz (s.a.s)'in Medine'ye hicretiyle tarih kullandığı şeklindeki bilgilerin ne derece sıhhatli olduğu bilinmemekle beraber, bunun kesinlik kazandığı dönem Hz. Ömer (r.a) döneminde kabul edilen hicrî takvimle başlamıştır.

Medine'de İslam devletinin kurulmasından Hz. Ömer (r.a.) devrine kadar Müslümanlar bazı önemli olayları tarih başlangıcı kabul edip buna göre zamanlarını tayin etmekteydiler. Meselâ; Fil olayı, ficâr savaşı, zelzele yılı, veda haccı yılı ve bazı önemli zatların ölümü gibi olaylar tarih başlangıcı olarak kabul edilmekteydi. Ancak bu, zaman zaman karışık bir durum arz ediyordu. Hz. Ömer (r.a) bu karışıklığı gidermek amacıyla konuyu diğer sahabelerle istişare etti. Bu sırada meydana gelen olay bunun gerekliliğini bir kat daha arttırdı. Yemen Valisi Ya'la b. Ümeyye Hz. Ömer (r.a)'a gün, ay ve yılı belli olmayan bir mektup gönderir. Aynı şekilde yılı belli olmayan vadesi Şaban ayı, diye kaydedilen bir senet Basra Valisi Ebû Musa el-Eşarî'ye getirilir. Söz konusu senette geçen şaban kelimesinin, bu yıla mı, geçen yıla mı, yoksa gelecek yıla mı ait olduğu meselesi kesin olarak anlaşılmayınca bu tarih ve sened ihtilafa sebep oldu ve konunun önemini ortaya çıkardı. Sahabeler meseleyi görüşerek tarih başlangıcı konusunda İran, Yunan vb. gibi ülkelerin takvimlerini benimseme tekliflerini ileri sürdüler. Ancak bu teklifler kabul görmeyince Hz. Ali (r.a) takvimin hicretin başlangıç olması gerektiğini ileri sürdü. Onun bu görüşü derhal benimsendi. Hz. Peygamber (s.a.s), rebiülevvel ayında hicret etmişti. Ancak kamerî yıl muharrem ayı ile başladığından tarih iki ay sekiz gün geri alınıp Hicrî takvimin başlangıcı 23 Temmuz 622 olarak tespit edildi.

Milâdî ve Rûmî tarihler gibi on iki ay esasına dayanan hicrî yıl muharrem ayı ile başlar ve zilhicce ile sona erer. Hicrî (kamerî) aylar şunlardır: Muharrem, Safer, Rebiülevvel, Rebiülâhir, Cemâzielevvel, Cemâzielâhir, Recep, Şaban, Ramazan, Şevvâl, Zilkade ve Zilhicce.

Yazışmalar ve iktisâdî sahalarda rahatlıkla kullanılan bu takvime karşılık milâdî takvimde, ziraata ait vergilerin toplanmasında yardımcı olmuştur. İslâm takvimi, Müslümanlara mâl olmuş bir takvimdir ve hatta okuma-yazması olmayan bir kimsenin bile kullanabileceği bir vasıtadır. Bu takvimin hesaplarını yapmak, ramazanın ne zaman başlayacağım bilmek, ne zaman namaz kılınacağını belirlemek için ince astronomi bilgilerine gerek yoktur. Ayın 29. günü güneşin battığı taraftaki gök ufkuna dikkatle bakılır, şayet yeni ayın o incecik hafi batı ufku üzerinde görünmüşse, ay doğmuş ve takvime göre ertesi ayın ilk günü başlamış olur: Hilâlin bu görüntüsü 5-6 dakika sürer ve sonra kaybolur. Şayet bir görüntü tespit edilememişse ay otuz gün sürecektir bu kesindir, yani ertesi akşam ufukta kesinlikle hilâl görülür. Şayet 29. günü göğün bulutlu olması söz konusu ise o ayın 30 gün süren bir ay olduğu kabul edilir. Ayrıca hilâlin hareketleri de kesin olarak belli değildir. Bazen ay bütün hareketlerini 29 günde, bazen 30 günde tamamlar.

Hicrî takvim hicreti esas alır. Günümüzde kullanılan milâdî takvim ise Hz. İsa'nın doğumunu 'tarih başlangıcı olarak esas almaktadır.

Hicrî yahut kamerî yılı, milâdî yıla çevirmek için şöyle bir formül kullanılmaktadır: Hicrî yıl sayısını 33'e bölüp çıkan sayıya 622 eklenir ve milâdî yıl bulunur. Milâdi yıl = (hicrî yıl x 32/33) + 622 formülü ile bulunur. Mesela: 1000 yılının % 3'ü 30 eder, geriye 970 kalır. Bu sayıya 622 eklenince karşılığı olarak milâdî 1592 yılı bulunur. Milâdî yılın hicrî yıl karşılığını bulmak için de şu formül kullanılır: Hicri yıl = (milâdî yıl-622) x 33/32, meselâ; (1453-622) x 33/32 = 857

Hicrî ve Rûmî takvim, uzun müddet Müslümanlarca kullanılmış 26 Aralık 1925 tarihinde yürürlükten kaldırılmıştır. Hz. Ömer (r.a)'nın tesis ettiği hicrî takvim batılılaşma sürecinin bir devamı olan inkılapların, İslâm hukukunu yürürlükten kaldırması sonucu, bu hukukun bir parçası olan hicrî takvim de kaldırılarak Müslümanların İslâm dünyası ile olan bağları koparıldı. "Ey iman edenler, Yahudileri ve Hıristiyanları kendinize dost (ve hâkim) edinmeyin. Onlar ancak birbirlerinin dostudurlar. İçinizden kim onları dost ve danışılacak makam edinirse, o da ondandır. Şüphesiz Allah o zalimler gürûhunu başarıya ulaştırmaz (el-Mâide, 5/51).
ARABİ AYLAR
Hicri takvimlerde kullanılan aylar. Uzunluk bakımından iki türlü sene vardır: Şemsi sene, Kameri (Hicri) sene. Şemsi sene, güneş senesi olup, dünyanın güneş etrafında bir kere döndüğü zamandır. 365, 242 gündür. Kameri sene ise, Ay'ın Dünya etrafında 12 kere döndüğü zaman olup, 354, 367 gündür. Güneş yılı Kameri yıldan 10,875 gün daha uzundur. Bu farktan dolayı Şemsi sene 32,5 olunca Kameri sene 33,5 oluyor. Kameri sene adedi 32,58/33,58 = 0,97023 ile çarpılınca, Şemsi sene olur. Bir Arabi Ay, hilalin görülmesi ile başlar ve ikinci görünmesine kadar devam eder. Önceden hesap ederek hangi gün görülebileceği anlaşılır ise de esas olan gözle görülmesidir. Hilal, yani yeni ay, doğduğu geceden önceki gecelerde hiç bir yerden görülemez. Ay, yer küresinin etrafında dönerken, her ay bir kere, Ay ile Güneş, yer küresinin aynı tarafında olarak üçü bir doğrultuda bulunurlar. Bu hale “içtima-i neyyireyn” denir. Bu halde iken, Ay'ın bize karşı olan yüzü, güneşi görmediği için karanlık olur. Bu sebepten ay görünmez. Ayın görünmediği zamana da “muhak” denir. İçtima zamanı, ilmi esasa göre hazırlanmış takvimlerde her ay için yazılıdır. İçtimadan sonra, Ay muhaktan kurtulup, Güneş batarken, batı tarafından ufuk üzerinde hilal şeklinde görülür. Ay, muhaktan kurtulduğu zamanda, hangi memlekette güneş batmakta ise, yalnız o tul (meridyen) derecesindeki memleketlerden görülebilir.

İslam dininde ibadetlerin bu Arabi aylara göre yapılması emredilmiştir. Bunun sebeplerinden biri, Ramazan ayıdır. Zira Ramazan ayı hicri kameri aylardan olup, miladi seneye göre her yıl, 10-11 gün evvel başlamaktadır. Böylelikle 33 senede tam bir devir yaparak senenin bütün günlerinde oruç tutulmuş olmaktadır. Miladi seneye göre Ramazan ayı başlasa idi, kuzey yarımkürede yazın oruç tutulurken aynı anda güney yarımkürede yaşayanlar kışın oruç tutacaklar veya bunun aksi olacaktı.

Yurdumuzda 1925 yılında kabul edilen Miladi takvimden önce kameri takvim kullanılırdı.

Hicri takvimde kullanılan Arabi ayların adları sırasıyla şunlardır:
  1. Muharrem
  2. Safer
  3. Rebiülevvel
  4. Rebiülahir
  5. Cemazilevvel
  6. Cemazilahir
  7. Receb
  8. Şaban
  9. Ramazan
  10. Şevval
  11. Zilkade
  12. Zilhicce

Arabi ayın ilk gününü bulmak: Herhangi bir arabi ayın ilk gününün hangi gün olduğunu bulmak için muhtelif (çeşitli) usuller vardır. Bunlardan en sıhhatli olan üçü; ışık, Uluğ Bey ve el-Kindi usulleridir.

Işık usulü: Hangi hicri senenin hangi ayının hesabı yapılacaksa sene adedinden bir noksanı 4,367 ile çarpılır. Bulunan sayının, tam sayısına aranılan aya mahsus rakam ilave edilir. Çıkan rakam yediye bölünür. Kalan, Cuma'dan itibaren gün adedi olur.

On iki Arabi ayın herbirine ait rakamlar

Muharrem: 8, Safer: 2, Rebiülevvel: 4, Rebiülahir: 5, Cemazilevvel:7, Cemazilahir: 1, Receb: 3, Şaban: 4, Ramazan: 6, Şevval: 7, Zilkade: 2, Zilhicce: 3.

1376 hicri senesinin Ramazan-ı şerif ayının ilk günün hesabı:

1375 x 4,367 = 6004,625

Ramazana ait adet 6 olduğundan,

6004 + 6 = 6010 ve 6010/7 = 858 ve burada kalan 4'dür.

Toplamı yediye bölünce 4 kalır. Cuma gününden itibaren haftanın dördüncü günü Pazartesi olur. Böylece Ramazan-ı şerif'in birinci gününün Pazartesi olduğu anlaşılır.

Peygamber efendimiz; “Hilali görünce oruca başlayınız!” buyurdular. Hilalin doğması, görmekle değil hesapladır ve hesap, sahih olup, hilal hesabın bildirdiği gecede doğar. Fakat o gece görülmeyip bir gece sonra görülebilir. Oruca hilalin doğduğu gece değil, görüldüğü gece başlamak lazımdır. Hilal, doğduğu geceden önceki gecelerde hiç bir yerden görülemeyeceği için, Ramazan-ı şerif, hesapla bulunan günden önce başlayamaz. O gün veya bir gün sonra başlar.

Kindi usulü

Herhangi Arabi ayın birinci gününü bulmak için, hicri kameri sene adedi sekize bölünür. Kalan, aşağıdaki cetvelde, birinci satırda bulunup, bundan aşağıya inince, ay hizasındaki rakam, Cumadan itibaren gün adedi olur.

Uluğ Bey usulü

Önce hicri senenin birinci ayı olan Muharrem ayının birinci günü bulunur. Muharrem ayının birinci gününü bulmak için, bilinen hicri sene sayısı daima 210 adedine (sayısına) bölünür. Bu taksimin bakisinin, yani kalanının birler basamağındaki (en sağındaki) rakam bakiden çıkarılır. Kalan sayı birinci cetvelde, birinci sütunda, yani, baki sayısının birler basamağı atılmış hali sütununda bulunur. Buradan sağa doğru gidilir. Cetvelin birinci satırında yer alan ve baki sayısının birler basamağını gösteren rakamın altındaki sütunda rastlanan sayı, Pazardan itibaren sayılarak, Muharremin birinci günü olur. Mesela 1316 hicri senesinin Muharreminin birinci gününü bulmak için;

1316/210 = 6 x (56/210) dur.

Baki (kalan) 56'nın birler basamağındaki 6 rakamı 56'dan çıkarılınca 50 kalır. Birinci sütundaki 50'den sağa gidilince, 6 rakamına ait sütunda 1 bulunur. Sene başının Pazar günü olduğu anlaşılır. Herhangi bir ayın birinci gününü bulmak için, önce bu senenin birinci günü bulunur. İkinci cetvelde, Muharrem hizasındaki, yani birinci satırdaki sene başı günü rakamının bulunduğu sütunda, aranılan ay hizasındaki rakam, bu ayın birinci gününün Pazardan itibaren sayısı olur. Mesela 1316 senesi Ramazan ayının birinci gününü bulalım: Bu senenin başı Pazar günü, yani haftanın birinci günü olduğu için, ikinci cetvelin birinci satırında 1 rakamının bulunduğu sütunda, Ramazan hizasında 6 bulunduğundan, Ramazanın birinci günü, Pazardan itibaren altıncı Cuma günüdür.

Diğer taraftan verilen hicri bir yılı miladi yıla çevirmek için en basit usul şudur: Verilen hicri yıldan yüzde üçü çıkarılır. Sonuca 621 eklenir. Mesela ikinci bin yılın yenileyicisi İmam-ı Rabbani hazretlerinin h.1034 olan vefat tarihinin miladi karşılığını bulalım.

1034 x 3 = 3102 (%3'ü 31'dir.)
1034 - 31 = 1003
1003 + 621 = 1624 (Bu tarih 1034 hicrî yılının milâdî karşılığıdır.)

CELALİ TAKVİM (TAKVİM-İ MELİKİ)

Selçuklu sultânı Celâl-üd devle Melikşâh (1055-(1072-1092)) tarafından dönemin en büyük âlimlerine yaptırılmıştır. Dünyâdaki en sağlıklı Güneş takvimidir. İlmî bir ihtiyâç sebebiyle, bir Türk sultânı tarafından yaptırılmış olması, takvime millî bir vasıf kazandırır. Kısacası Celâlî takvimi ay adlarının Farsça olmasının dışında tam bir Türk takvimidir.

Celâlî takviminde zaman, 20 Mart 1079 târîhinde Bağdat'taki Nizâmîye Medresesi mevkiinde Güneş'in batış ânı ile başlar. Gerçek yıl sayısı da aynı andan itibâren başlar. Bu takvimde yıl 30'ar günlük 12 aya ayrılır. Geride kalan 5 ya da 6 gün son aya “ekleme günler” adıyla eklenir. Yılın kaç gün süreceği yıl sayısı ile 365.24219'un çarpımı ile bulunur. Çarpım sonucu çıkacak küsûr 5'ten küçük ise gün sayısı olarak dikkate alınmaz. 5'ten büyük ise yıl 366 gün olarak alınır.
Bu takvim, Selçuklu'dan sonra da Îran'da kullanılmaya devâm edilmiştir ve hâlâ da kullanılmaktadır. Ancak Acemler takvimi 622 yılının 20 Mart'ından başlatmışlar, takvimin ilk 6 ayını 31 gün, ikinci 6 ayını da 30 gün saymışlardır. 365 gün süren yıllarda ise son ay 29 gün sayılmaktadır.

RUMİ TAKVİM

Rumi Takvim; Miladi 1840 - Hicri 1256 yılına kadar Hz. Muhammed'in Mekke'den Medine'ye hicretini başlangıç kabul eden ve ayın dünya çevresinde dolanımını esas alan 354.367 günlük Kameri Takvim sistemi üzerine, Miladi 1840 - Hicri 1256 yılından itibaren de dünyanın güneş etrafında dolanımını esas alan 365.2422 günlük Şemsi Takvim sistemi üzerine kurulmuş karma bir takvim sistemidir.

Rumi Takvim, hukuken yürürlükten kalkmış olmasına rağmen kamuoyu bakımından oldukça hassas bir konu olmuştur. Halk arasında Rumi Takvim'in yegane önemli tarafı; doğum günlerinin miladi takvime göre tekabülleri ve yaş hesaplamaları ile birlikte, eskiden beri onlar için ne zamanda ne olacak ve ne zaman ne yapılacak ölçüsüdür. Çiftçinin ölçekleri ayrı, meteorolojik olayları takip edenlerin ölçüsü ayrıdır. Hatta Katolikler'in bazı yortuları bile bu eski Rumi günlere göre uygulanmaktadır. Toplumu teşkil eden fertler, daima içinde yaşadığı sosyal çevrenin tesiri altında bulunmaktadır. İtikatlarında, adetlerinde düşüncelerinde ve hislerinde özgürlüğe sahip değillerdir. Atalarından gelen kurallara uymamayı akıllarından bile geçirmezler. Taklit ile hareket etmenin kolay ve hayattaki zorlukları bertaraf etme sebebi ve atalarına hürmet duyguları da bu tabaka arasında teamuli kaideleri uygulamayı devamlı olarak takviye etmektedir.

Bu sebeplerle hukuken terkedilmiş bulunan Rumi Takvim'in teamuli olarak devam ettirilmesindeki ihtiyacı ile bütün takvimlerde Rumi tarihe de bir yer verilmiştir.

Osmanlı Devletinde:
* 1677 yılında Baş Defterdar Hasan Paşa'nın (vefatı 1684) teklifi üzerine 33 senede 1 sene atlanmak suretiyle Kameri Takvim ile Şemsi Takvim arasındaki farkı dikkate alarak, mali kayıtların buna göre düzeltilmesini istenmiştir.

* 1740 yılında Defterdar Atıf Efendi'nin (vefatı 1742) teklifi üzerine Hicri 1152 yılından itibaren maaşların ve vazifelerin muharremden değil de marttan itibaren esas alınmasını istemesiyle maaş ve vazifelerin buna göre düzeltilmesi istenmiştir. Bu tarihten itibaren mali yılbaşı mart ayı olmuştur.

* 1794 yılında Defterdar Moralı Osman Efendi'nin (vefatı 1818) tefavütlerin (hicri yıl ile mali yıl arasındaki farktan meydana gelen gelir farklılıklarının) hesabının devlet hazinesine yük olmamasını sağlayan teklifinin kabulü ile mali seneye dayanan sarfiyat (harcama) ve tediyat (ödeme) şeklinin tatbik sahasının genişletilmesi istenmiştir.

* 1677 yılından Miladi 13 Mart 1840 - Rumi 1 Mart 1256 tarihine kadar yalnız mali muamelatta kullanılan Jülyen Takvim esaslı Şemsi Takvim'in bu tarihten itibaren resmi muamelatta da kullanılmaya başlanmasıyla Rumi Mali Takvim adını almıştır.

* 8 Şubat 1332 tarih ve 125 sayılı kanunla Jülyen Takvim esaslı Rumi Takvim yürürlükten kaldırılarak, Gregoryen Takvimi'ne geçilmiştir.

125 sayılı Kanunun uygulaması söyle olmuştur:
a) 15 Şubat 1332 tarihini 1 Mart 1333 (miladi 1917 yılı) günü takip etmiş, böylece tarihten 13 gün silinerek gün sayısındaki hata düzeltilmiştir (sıfırlanmıştır).

b) 1333 Rumi yılı teknik sebeple 1 Mart'tan başlamakla beraber 10 ay devam ederek, 31 Kanunievvel (Aralık) 1333 (miladi 1917) günü sona ermiş ve 1 Kanunusani (Ocak) 1334 =1 Kanunusani (Ocak) 1918 olarak başlatılmıştır. 1840 yılından beri Jülyen usulüne göre yürüyen mali ve resmi muamelattaki tarihi kayıtlar, 1918 tarihinden itibaren Gregoryen usulüne göre devam ettirilmiş ve yılbaşı 1 Ocak tarihine alınmıştır. 1334 Rumi (1918 Miladi) yılından itibaren, Rumi ve Miladi takvimlerdeki ay ve gün farkı kalmamış aynı olmuştur. Artık sadece sene farkı vardır (584 yıl).

* 26 Kanunievvel (Aralık) 1341 tarih ve 698 sayılı Kanunla Rumi Takvim mebdei olan 1300'lü seneler terk edilip uluslararası (miladi) takvim mebdei olan 1900'lü seneler kabul edilerek Rumi Takvim tamamen yürürlükten kaldırılmış, 1341 senesi Kanunievvel'inin 31 gününü takip eden gün 1926 senesinin Kanunusani'sinin 1. günü kabul edilmek suretiyle uluslararası takvim sistemine geçilmiştir.

* 10 Ocak 1945 tarih ve 4696 sayılı Kanunla da teşrinievvel, teşrinisani, kanunuevvel ve kanunusani aylarının adları ekim, kasım, aralık ve ocak olarak değiştirilmiştir.

MİLADİ TAKVİM

Hz. İsa'nın doğumunu tarih başlangıcı ve dünyanın güneş etrafındaki dönüş süresi olan 365 gün 6 saatlik zamanı yıl olarak kabul eden takvim.

Dönencel yıl müddeti 365, 2425 gün üzerine kurulmuş olan bu takvimde, bir yıl uygulamada yaklaşık 365 gün 6 saat alınmak suretiyle, kalan 6 saatlik fark her dört yılda bir 24 saate çevrilerek bu bir günlük süre, normal şartlarda yirmi sekiz gün süren Şubat ayına ilâve edilmiş ve böylece her dört yılda bir Şubat ayının yirmi dokuz gün sürdüğü kabul edilmiştir. Bu tür yıllara da "fazlalık yıl" veya "artık yıl" ismi verilmiştir.

Milâdi takvimin ilk şekli olan Jülien takvimi, M. Ö. 46 yılında Roma'nın kuruluşunun 708. yıldönümünde, İskenderiye'de yaşayan astronomi bilgini Sosigenes'in tavsiyesi üzerine Roma İmparatoru Jülies Cesar tarafından yapılmıştır. Jülies Cesar tarafından gerçekleştirilen bu takvim reformu sırasında Roma'da günlerin sayılması konusunda düzensizlik görülmüş; buna da rahip ve papazların bazı çıkar hesapları yüzünden tarihleri istedikleri şekilde değiştirmeleri sebep olmuştur. Bu düzensizliğin giderilmesi amacıyla Jülies Cesar yılbaşı gününü 1 Mart'tan 1 Ocak tarihine çevirmiş, yıl bir defaya mahsus olmak üzere 445 gün'e çıkarılarak düzensizlik ortadan kaldırılmıştır. Böylece M. Ö. 46 yılının 1 Ocağında Jülien takvimi yürürlüğe girmiş olmasına rağmen uygulama çözüm getirmemiştir.

Dört yılda bir gün eklemekle takvim yine kesin bir şekilde düzeltilmiş olmuyor, bu hesaplamaya göre arada yine 1000 yılda 7, 5 günlük bir fark kalıyordu. Bir yılda 0, 007784 yıllık fark, başlangıçta önemsiz gibi görünüyorsa da zaman geçtikçe fazlalaşacağından, bazı yanlışlıkların ortaya çıkmasına sebep olabilirdi. Gerçekten de, bu takvimin, 1500 yıl kullanıldıktan sonra, güneş yılından 10 gün geri kaldığı anlaşılmıştır. Tarih, 21 Mart olması gerekirken eldeki takvimde 11 Mart görünmekteydi.

Papa XIII. Gregorius'un 1582 yılında Jülien takviminde görülen düzensizliğin giderilmesi amacıyla yaptığı çalışmalar sonunda toplanan Ruhâni meclis, her dört yüz yılda üç artık yılın atılarak bu farkın giderilmesini sağladı. Buna göre 400'ün katları olan 1600, 2000, 2400 yılları artık yıl olarak düşünülemez. Bu da Gregorius takvimi reformunun son özelliğini meydana getirir. Yine bu takvim çerçevesinde MS. 325 yılında takvimin başlıca kurallarını belirleyen İznik Konsülü, Güneş Çevriminin esas alınarak mevsimlerin güneş çevrimine yerleştirilmesine karar vermiştir. İznik Konsülünün toplanmasından, 1582 yılına kadar ki fark olan 1257 yılda bu farkın on güne ulaştığı anlaşılmış, o günkü takvim gününe on gün eklenmiştir. Böylece Roma'da 4 Ekim 1582 Perşembe gününü doğrudan doğruya IS Ekim Cuma gününe bağlama kararı alınmıştır. Bu sayede hafta içinde günlerin sırası da değişmemiş oluyordu. İşte bu değişme ve toplantıyı (İznik Konsülü) düzenleyen Papanın ismine atfen, bu takvime Gregoryen (milâdî) Takvimi denir. Gregoryen Takvimi Fransa'da 1582 yılında kabul edilerek, 9 Aralık 1582'den hemen 20 Aralığa geçilmiştir. İngiltere 1752 yılının 3 Eylül günü kabul ettiği bu takvimle doğrudan 14 Eylül gününe geçmiştir.

Gregoryen takviminde yılbaşının 1 Ocak tarihi olarak kabul edilmesi 1752 yılında gerçekleşti. O tarihe kadar 24 Aralık ile 1 Ocak tarihlere çiftyıl adı verilmekteydi. On iki aydan oluşan miladi yılın aylarının isimleri ve bu ayların süreleri şöyledir: Ocak 31; Şubat 28, 29; Mart 31; Nisan 30; Mayıs 31; Haziran 30; Temmuz 31; Ağustos 31; Eylül 30; Ekim 31; Kasım 30; Aralık 31. Ayrıca her yıl ilkbahar, yaz, sonbahar, kış olmak üzere dört mevsime ayrılmıştır. Yıl, her biri kavuşum ayının dörtte birine tekabül eden elli iki haftaya bölünmüştür.


Milâdî yılı Hicrî yıla çevirmek için önce eldeki milâdî tarihten 622sayısı çıkarılır; kalan sayı 33'e bölünür; bölüm, kalan sayıya eklenir: Hicri yıl = (Milâdi yıl-622) x 31 Bir hicri yılı milâdi yıla çevirmek için ise şu formül uygulanır:

Miladi yılı = Hicri yılı x 33 + 622

Her ne kadar miladi takvim Hz. İsa'nın doğum gününü 1 Ocak (başlangıç) olarak kabul ediyorsa da bunun kesin olmadığı bilinmektedir.

Türkiye'de Miladi Takvimi İlk olarak Osmanlı devletinde İttihat ve Terakki partisi zamanında Takvim-i Garbi ismiyle 1917'de yürürlüğe konan Hıristiyan takvimi, Cumhuriyetin kurulmasıyla gerçekleştirilen köklü devrimler sırasında resmen kabul edilmiştir. 26 Aralık 1925 tarih ve 698 sayılı "Takvimde Tarih Mebdeinin Tebdili" hakkındaki kanunla, Hicri 1342 Ocak ayının ilk günü 1 Ocak 1926 olarak değiştirilmiş ve bu tarihten itibaren yeni takvim yürürlüğe girmiştir. T.B.M.M. tutanaklarında kanun şu şekilde resmilik kazanmıştır:

Kanun No: 698. Kabul tarihi: 26.12.1925.
Madde 1. Türkiye Cumhuriyeti dahilinde resmi devlet takviminde tarih başlangıcı olarak uluslararası takvim (milâdî Gregoryen) başlangıç kabul edilmiştir.
Madde 2. 1341 senesi Kânûn-i evvelinin otuz birinci gününü takip eden gün, 1926 senesi Kânûn-i sânîsinin birinci günüdür.
Madde 3. Hicrî Kamerî takvim öteden beri olduğu üzere özel hallerde kullanılır. Hicrî Kamerî ayların başlangıcını rasathane resmen tespit eder.
Madde 4. İşbu kanun neşri tarihinde muteberdir.
Madde 5. İşbu kanunun ahkâmını icraya İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

"1927 yılından itibaren Türkiye Müslümanları ve Hıristiyanlar halkı ilk kez ortak bir yıl hesabı kullanmaya başladılar. Aynı şekilde, yine ilk kez, birçok Türk, Avrupa âdetlerine uyarak yılbaşlarında birbirlerine iyi dileklerini ilettiler." 

Cumhuriyet devrimlerinden sadece birisi olan milâdi takvimin kabulüyle Türkiye Müslümanlarının bin yıllık İslamî geçmişleriyle aralarına engeller konulmuş ve bundan böyle Hıristiyan Noel baba kültürü halk arasında yaygınlık kazanarak batılılaşma resmî devlet politikası halini almıştır. Hafta tatilleri pazar gününe alınmış, 1935 yılında ise Yahudilerin hafta tatilleri olan cumartesi günleri yarım gün tatil edilmiş, 1974 yılında cumartesi tatili tam güne çıkarılmıştır. Ancak Müslümanların tatili olan cuma günleri için aynı durum söz konusu olmamıştır.

GREGORYEN TAKVİMİ

* Bir yıl 365.2422 gün olduğu halde, Jülyen Takviminde bir yıl 365.25 gün olarak alındığından, Jülyen yılından 0.0078 gün daha kısa olduğundan ve 400 yılda 3 gün geri kaldığından dolayı mevsimler arasında meydana gelen uyumsuzluğu gidermek amacıyla M.S. 1582 yılında Papa XIII. Gregoris, Jülyen Takvimi'nde reform yapılmasını emretti. Yapılan reform neticesinde alınan kararlar:

1 - M.S. 325 yılında toplanan İznik Konili'nde 1582 yılına kadar 1257 yıl içerisinde Jülyen Takvimi yaklaşık 10 gün geri kaldığından, 4 ekim gününü takip eden gün 5 ekim değil, 15 ekim olarak uygulanması.

2 - Son iki rakamı "00" ile biten yıllardan 400'e tam olarak bölünebilen yılların (1600, 2000 gibi) artık yıl olarak, 1700, 1800 ve 1900 gibi son iki rakamı "00" ile biten ancak 400'e tam olarak bölünemeyen yılların da normal yıl olarak kabul edilmesi. Açıklama: Sonu "00" ile bitmeyen ve 4'e kalansız bölünebilen tüm yıllar artık yıldır. Sonu "00" ile biten yıllar (yani yüzüncü yıllar) ise ve eğer 400'e bölünebiliyorlarsa onlar da artık yıldır. Örneğin; 1700 - 1800 - 1900 yılları artık yıl değilken, 2000 yılı artık yıldır.

3 - Hz. İsa'nın doğum gününün tarih başlangıcı olarak alınması.

Gregoryen Takvimi'ne göre bir yılın ortalama süresi 365.2425 gündür. Bir dönencel yıl ise 365.2422 gündür. Aradaki 0.0003 gün 1582'den beri biriken hataların sonucu olarak 4317 yılda 1 gün fazla olacaktır.

Gregoryen takvimindeki; mart, mayıs ve ağustos ay adları Roma, şubat, nisan, haziran, temmuz ve eylül ay adları Süryani, ekim, kasım, aralık ve ocak ay adları ise Türkçe kökenlidir.

MİLADİ TAKVİMİN UYGULAMA KRONOLOJİSİ
1577 Gregoryen Takvimi çalışmaları başlamıştır.
15 Ekim 1582 Papanın emriyle 5 Ekim tarihi, 15 Ekim olarak değiştirilmiştir.

ÇEŞİTLİ ÜLKELERİN GREGORYEN TAKVİMİNİ KABUL TARİHLERİ
20 Aralık 1582 Fransa'da 10 Aralık tarihinin 20 Aralık olarak değiştirilmesi.
1582 Danimarka'da kullanılmaya başlanması.
1582 Hollanda'nın Katolik kesiminde kullanılmaya başlanması.
1584 Almanya'nın Katolik devletlerinde kullanılmaya başlanması.
1586 Polonya'da kullanılmaya başlanması.
1587 Macaristan'da kullanılmaya başlanması.
1682 Fransa idaresine giren Strozbourg ve Alsace'de kullanılmaya başlanması.
1700 Protestan Almanya ve Hollanda'da kullanılmaya başlanması.
1701 İsviçre'nin Protestan kantonlarında kullanılmaya başlanması.
1752 İngiltere'de 3 Eylül tarihini takip eden günün 14 Eylül olarak kullanılmaya başlanması.
1 Mart 1753 İsveç'te kullanılmaya başlanması.
1782 İrlanda'da kullanılmaya başlanması.
1873 Japonya takviminin Gregoryen esasına göre ıslah edilmesi
1912 Çin'de kullanılmaya başlanması.
1916 Bulgaristan'da kullanılmaya başlanması.
1917 Türkiye'de 15 Şubat tarihini takip eden günün 1 Mart olarak kullanılmaya başlanması.
14 Şubat 1918 Sovyetler Birliği'nde kullanılmaya başlanması.
1 Mart 1914 Yunanistan ve Romanya'da kullanılmaya başlanması.
4 Ağustos 1924 Ürdün'de kullanılmaya başlanması.
26 Aralık 1926 Türkiye'de kullanılmaya başlanması.

HİCRİ YILIN MİLADİ YILA ÇEVRİLMESİ
Hicri yılı 33'e bölünüz. 1420 : 33 = 43.03 (=43) (A sayısı)
A sayısını hicri yıldan çıkarınız. 1420 - 43 = 1377 (B sayısı)
B sayısını 622 ile toplayınız. 1377 + 622 = 1999
SORU: Hicri 1340 yılını Miladiye çeviriniz.
Hicri=1340 Miladi=?
1340 ÷ 32 = 40,6 (Yaklaşık 41)
1340 - 41 = 1299
1299 + 622= 1921


MİLADİ YILIN HİCRİ YILA ÇEVRİLMESİ
Miladi yıldan 621 rakamını çıkarınız. 1999 - 621 = 1378 (A sayısı)
A sayısını 33'e bölünüz. 1378 : 33 = 41.75 (=42) (B sayısı)
A sayısını B sayısı ile toplayınız. 1378 + 42 = 1420
SORU: Miladi 1998 yılını Hicri takvime çeviriniz.
Miladi=1998 Hicri=?
1998 - 622 = 1376 1376 ÷ 33 = 41,7 (yaklaşık 42) 1376 +42 = 1418

MİLADİ YILIN RUMİ YILA - RUMİ YILIN MİLADİ YILA ÇEVRİLMESİ
1 Kanunusani (Ocak) 1334 = 1 Kanunusani (Ocak) 1918 olarak yılbaşı eşitlenmiştir. Bu tarihten önceki tarihlerin hesaplanmasında yılbaşına dikkat edilmesi gerekmektedir. Rumi Takvim'de yılbaşı mart ayıdır. Miladi Takvim'de ise yılbaşı ocak ayıdır. Hesap yapılırken, Rumi Takvim'de mart ayı 1.ay, ocak ayı 11.ay ve şubat ayı da 12. ay olarak hesaplanır.
a) Rumi 1 Mart 1256 - 15 Şubat 1332 (Miladi 13 Mart 1840 - 28 Şubat 1917) tarihleri arasındaki tarih dönüşümleri için;
1-Miladi tarihin Rumi tarihe çevrilmesi:
Miladi tarih eğer ocak veya şubat aylarında bir tarih ise, yıl kısmından 585 rakamı (diğer aylar için 584 rakamı) çıkarılır. Ay kısmından da 13 rakamı çıkarılır ve Rumi tarih bulunur.

2-Rumi tarihin Miladi tarihe çevrilmesi:
Rumi tarih eğer ocak veya şubat aylarında bir tarih ise, yıl kısmına 585 rakamı (diğer aylar için 584 rakamı) eklenir. Ay kısmına da 13 rakamı eklenir ve Miladi tarih bulunur.

b) Rumi 1 Mart 1333 - 31 Kanunievvel 1341 (Miladi 1 Mart 1917 - 31 Aralık 1925) tarihleri arasındaki tarih dönüşümleri için;
Miladi yıldan 584 rakamı çıkarılırsa Rumi tarih,
Rumi yıla 584 rakamı eklenirse Miladi tarih bulunur. Ay ve gün farkı yoktur, isimleri aynıdır.

SORU: Rumi 31 Mart 1325 , Miladi=?

31 Mart 1325
+ 13 584 İki takvim arasında 13 gün
______________ 584 yıl fark vardır.
13 Nisan 1909

SORU: Miladi 29 Ekim 1923 , Rumi=?

29 Ekim 1923
- 13 584
_______________
16 Ekim 1339

otomatik_tarih_cevir.png
Gün Adlarının Kaynakları
  1. PAZAR: Farsça "bâzâr" kelimesinden. Bâzâr; alışveriş yeri, yiyecek satış
    yeri. Bu addan anlam değişmesiyle, haftanın günlerinden birinin adı olmuş.
    (Kaynak:Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü,İ.Zeki Eyyüboğlu,Sosyal
    Yayınlar,1995,İstanbul.)
  2. PAZARTESİ: Farsça "bâzâr" ile Türkçe "ertesi" kelimelerinin birleşmesiyle
    oluşmuş.
    (Kaynak:Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü,İ.Zeki Eyyüboğlu,Sosyal
    Yayınlar,1995,İstanbul.
  3. SALI: İbranice'den pazartesi ile çarşamba günleri arasındaki gün.
    (Kaynak: Temel Büyük Türkçe Sözlük,Dr.Mehmet Doğan,Bahar Yayınları,1994,İstanbul)
  4. ÇARŞAMBA: Farsça'dan, çehar-şenbe (dördüncü gün).
    (Kaynak:Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü,İ.Zeki Eyyüboğlu,Sosyal Yayınlar,1995,İstanbul.Kaynak:
    Türk Dil Kurumu Sözlüğü,TDK Yayınları,Ankara,1965)
  5. PERŞEMBE: Farsça'dan "penc-şenbih" (beşinci-gün) anlamında.Kelime
    bozularak alınmış.
    (Kaynak:Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü,İ.Zeki Eyyüboğlu,Sosyal Yayınlar,1995,İstanbul. Kaynak: Türk Dil Kurumu Sözlüğü,TDK Yayınları,Ankara,1965)
  6. CUMA: Arapça'dan haftanın altıncı günü.
    (Kaynak:Türk Dil Kurumu Sözlüğü,TDK Yayınları,1965,Ankara); Arapça'dan cem'den, cum'a (toplantı,toplanmadan cuma.)
    (Kaynak:Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü,İ.Zeki Eyyüboğlu,Sosyal Yayınlar,1995,İstanbul)
  7. CUMARTESİ: Arapça cum'a ile Türkçe irte'den cuma-irtesi.
    (Kaynak:Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü,İ.Zeki Eyyüboğlu,Sosyal Yayınlar,1995,İstanbul)

Ay Adlarının Kaynakları

  1. OCAK: Eski Türkçe'den od(ateş)dan odak/ocak (ateş olan yer ateşlik)
    (Kaynak :Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü,İ.Zeki Eyyüboğlu,Sosyal
    Yayınlar,1995,İstanbul)
  2. ŞUBAT: Süryanice'den, şabat/şobat.
    (Kaynak:Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü,İ.Zeki Eyyüboğlu,Sosyal Yayınlar,1995,İstanbul); Süryani dilinden, yılın ikinci ayı, ki yirmi sekiz (artık yıllarda yirmi dokuz) gün
    ( Kaynak:Türk Dil Kurumu Sözlüğü,TDK Yayınları,1965,Ankara)
  3. MART: Latince'den yılın üçüncü ayı.
    (Kaynak:Türk Dil Kurumu Sözlüğü,TDK Yayınları,1965,Ankara); Latince'den Mars(savaş tanrısı)tan martius (Mars'la ilgili olan,Mars ayı)(Kaynak:Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü,İ.Zeki Eyyüboğlu,Sosyal Yayınlar,1995,İstanbul)
  4. NİSAN: Süryanice'den, nisanna (kökeni Akad. nisannus)dan
    (Kaynak:Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü,İ.Zeki Eyyüboğlu,Sosyal Yayınlar,1995,İstanbul); Süryanice'den yılının döndürcü ayı.(Kaynak:Türk Dil Kurumu Sözlüğü,TDK Yayınları,1965,Ankara)
  5. MAYIS: Latince'den, yılın beşinci ayı.
    (Kaynak:Türk Dil Kurumu Sözlüğü,TDK Yayınları,1965,Ankara); Latince'den, maius (magnus/büyük, maior/daha büyük, maius)tan mayıs..(Kaynak:Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü,İ.Zeki Eyyüboğlu,Sosyal Yayınlar,1995,İstanbul)
  6. HAZİRAN: Süryanice'den hazaran/hazuran (sıcak, hazıran)dan haziran.
    (Kaynak :Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü,İ.Zeki Eyyüboğlu,Sosyal
    Yayınlar,1995,İstanbul); Süryanice'den.(Kaynak:Türk Dil Kurumu Sözlüğü,TDK
    Yayınları,1965,Ankara)
  7. TEMMUZ: Sümerce'den dummuzi'den, İbranice'de tammuz (efendi, bey
    anlamında).
    (Kaynak:Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü,İ.Zeki Eyyüboğlu,Sosyal
    Yayınlar,1995,İstanbul)
  8. AĞUSTOS: Latince'den augustos (Roma İmparatoru Agustos'un adından) tan
    ağustos.
    (Kaynak:Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü,İ.Zeki Eyyüboğlu,Sosyal
    Yayınlar,1995,İstanbul); Latince'den, yılın otuz bir gün süren sekizinci
    ayı.(Kaynak:Türk Dil Kurumu Sözlüğü,TDK Yayınları,1965,Ankara)
  9. EYLÜL: Süryahice'den, aylul (eylül)dan, eylül (üzüm ayı). Hint-Avrupa
    dillerinde "eylül" ayının karşılığı yedi sayısıdır.
    (Kaynak:Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü,İ.Zeki Eyyüboğlu,Sosyal Yayınlar,1995,İstanbul); Yılın dokuzuncu ayı olup, otuz gün sürer.(Kaynak:Türk Dil Kurumu Sözlüğü,TDK
    Yayınları,1965,Ankara)
  10. EKİM: Türkçe, tarlaların ekildiği ay.
    (Kaynak:Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü,İ.Zeki Eyyüboğlu,Sosyal Yayınlar,1995,İstanbul)
  11. KASIM: Arapça'dan ayıran, bölen, kısımlayan anlamında.
    (Kaynak: Temel Büyük Türkçe Sözlük,Dr.Mehmet Doğan,Bahar Yayınları,1994,İstanbul.)
  12. ARALIK: Türkçe, iki şey arasındaki boşluk.
    (Kaynak:Türk Dilinin Etimoloji Sözlüğü,İ.Zeki Eyyüboğlu,Sosyal Yayınlar,1995,İstanbul)